Herkese merhabalarrrrrrrrr, yeni bir yazı ile dönmüş olmanın mutluluğunu taşıyorum içimde. Size Orta Avrupa'nın en güzel şehirlerinden birisini anlatacağım için heyecanım katbekat artıyor. Fazla uzun bir giriş yapmadan önce sizlere biraz şehirden, biraz deneyimlerimden ve biraz da yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum.
O halde yazıya ilk olarak şehir hakkındaki bildiklerimle başlayalım. Macaristan’ın başkenti Budapeşte, ülkenin hem politik hem de turistik merkezidir. Orta Avrupa’nın en büyük ikinci şehri olmasıyla birlikte, Macaristan nüfusunun beşte biri bu şehirde yaşamaktadır. Tuna Nehri’nin iki yakasında olan Budin ve Peşte’nin Chain Köprüsü’yle birleşmesiyle günümüzdeki halini almıştır.
I. GÜN
İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'na bir hışımla yetiştim ve Budapeşte'ye doğru yola koyuldum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; Budapeşte pandemi döneminde çok tercih edilen bir ülke olmadığı için kafamda bazı şüpheler vardı. Acaba ülkeye girişte bir sorun yaşar mıyım? Ülkeye girerken nelere ihtiyacım var? Hangi belgeleri göstermem gerekir diye düşündüm. O yüzden giderken de hazırlıklı gitmek istedim.
Ülkeye girerken her halükarda COVID-19 kapsamlı sağlık sigortası yaptırmanızı tavsiye ederim. Çünkü ülkeye girişlerde şüpheli bir durumunuz varsa size sorulan belgeler içerisinde bu belge de istenebiliyor. O yüzden sigortanazı yanınızda bulundurmanızda fayda var.
Havaalanında indikten sonra yalnızca indiğiniz bölgede change office söz konusu, havaalanı çıkışında ise ne yazık ki change office'ler bulunmuyor. Bu yüzden cüzi bir miktar da olsa döviz bozdurmanızda fayda var. Aksi takdirde biletmatiklerden kartınızla bilet alarak havaalanından şehir merkezine ulaşım sağlayabilirsiniz.
Kahramanlar Meydanı
Şehrin en popüler noktalarından olan Kahramanlar Meydanı’nı tam ortasında bulunan Milenyum Anıtı sayesinde tanıyabilirsiniz. 36 metrelik bu sütunun tam tepesinde çift haçı tutan Baş Melek Gabriel bulunurken, alt kısmındaysa Macar kahramanlarını temsil eden altı heykel bulunuyor.
Bronzdan yapılan bu heykeller sırasıyla; Predd, Huba, Kond, Tas,Ond ve Teteny’dir. Bu isimler hakkında resmi bir belge ve bilgi bulunmamakla beraber, hepsinin bir hayal ürünü olduğu düşünülmektedir. Her biri farklı bir anlamı sembolize etmekle beraber, yukarıda saymış olduğumuz kahramanların halk için yardım, barış, bilgi ve zaferi temsil ettiğine inanılmaktadır.
Budapeşte’nin en güzel anlarından en kanlı günlerine kadar her türlü olayın yaşandığı meydanın şehrin için manevi önemi de aşikârdır. Ruslara karşı ayaklanan 17 bin gencin öldürüldüğü bu meydan şehirde yaşayan halk için hüzünlü noktalardan biridir.
Vajdahunyad Kalesi
Kahramanlar meydanına 5 dakikalık yürüme mesafesinde olan Şehir Parkı'na ulaşmış bulunuyoruz. Sanırsam Budapeşte'de en sevdiğim iki yerden birisi burasıydı. Eşsiz bir Romanesk mimari söz konusu. Her taraf sonbaharın esintisinde, yapraklar yerle öpüşür durumda.
Parlamento Binası
Bina 1885-1902 yılları arasında inşa edilmiştir. Macaristan Ulusal Meclisi’nin oturumlarına ev sahipliği yapan bu görkemli yapı, din ve devlet işleri arasındaki dengeyi sembolize etmesi için Aziz Stefan Bazilikası ile aynı yükseklikte tasarlanmıştır.
Süslemelerinde 40 kilogram altının kullanıldığı Neo-Gotik binanın 18 bin metrekarelik alanının büyük kısmını kaplayan 691 odasını 233 heykel süslemektedir. Binanın en dikkat çekici kısımlarını Korint stili sütunları, yaldızlı süslemeleri, tavan boyamaları ile kraliyet hazinesi ve Macarların Hıristiyanlığı kabulü sonrası papa tarafından gönderilen haç oluşturmaktadır.
E buraya kadar gelmişken tuna nehrinin kıyısından yürüyüp hem Zincir Köprüyü hem de Tuna Nehri kıyısındaki ayakkabılara göz atmadan geçmeyelim derim :)
Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar
2005’te Macar Heykeltıraş Gyula Pauer’in yakın arkadaşı Can Togay ile birlikte yarattıkları tuna kıyısındaki 60 çift demir ayakkabılardan bazıları.
Eser, 1944-1945 yılları arasında Nazi askerleri tarafından öldürülen Budapeşteli Yahudileri sembolize etmektedir. 60 çift ayakkabı tasarlanırken 1940'lı yılların modası esas alınmıştır.
Zincir Köprü
Tuna nehrini aştıktan sonra karşımıza Buda ve Peşte yakalarını birbirine bağlayan şehrin en göz alıcı simgesi olan "Chain Bridge" le baş başa bırakıyorum sizleri. Benim şanssızlığım gittiğim dönemde köprü restorasyondaydı; ancak orada tanıştığım bir grup Macar arkadaşım bana bu köprüyle alakalı bilgileri ve şehir efsanesini anlattı. Ben de anladığım kadarıyla ve biraz da araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.
Tuna Nehri’nde Buda ve Peşte’yi birbirine bağlayan ve sadece ilkbahar ve sonbahar arasında kurulan dubadan bir köprü varmış. Kışın da nehir donduğundan köprüye gerek kalmazmış; fakat havanın aniden değiştiği ve nehirdeki buzların eridiği zamanlar olurmuş. Böyle durumlarda da insanlar kendi yakalarında mahsur kalırmış. Sonunda Buda yakasında Clark Ádám Meydanı‘ndan, Peşte yakasında da István Meydanı'ndan geçen Chain Bridge (Zincirli Köprü) yani Macarların deyimiyle Lánchid hatta fikir babası konta atfen diğer adıyla Széchenyi Köprüsü‘nün yapımına başlanmış. Mühendis Clark eseriyle o kadar gurur duyuyormuş ki köprüde tek bir hatanın bile bulunamayacağını iddia etmiş. Sonra küçük bir çocuk köprünün sonlarındaki dev aslan heykellerinin dillerinin olmadığını söylemiş. Bunun üzerine mühendis o kadar utanmış ki bu köprüden atlayarak intihar etmiş. Tabii ki bu sadece bir şehir efsanesi. Ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır bilinmez :)
Bu kadar gezip kalori yaktıktan sonra biraz sokak lezzetlerini ve yerel lezzetleri denemek istedim. İlk olarak Deak Frenc Ter yakınındaki bir Lángoscuya gittim;' ancak gittiğim yerin ismini hatırlayamadığım için bu minik büfenin adını veremeyeceğim:( Tadı aynı pişi, yalnızca üstüne ekşi krema, sarımsak ve biraz da rendelenmiş peynir ilave ediliyor. Karnınızı doyurmak için alternatif; ancak benim yine de puanım 6/10 . Çünkü çok daha iyisini Karavan'da yedim. O yüzden de burayı öneremeyeceğim.
Buradan sonra en merak ettiğim street food mekânlarından birisi olan Karavan'a gitmek için yola koyuldum. Mekân, Yahudi Sinegog'una 5-6 dakika uzaklıkta mesafede. Deak Frenc Ter metro istasyonundan ise yürüyerek 15 dakika sürebiliyor. O yüzden yürümenizi tavsiye ederim. Yol üstünde çok güzel hediyelik eşya dükkanları, vintage mağazalar, butik kafeler ve minik pastaneler var. :)
Karavan'da bir Macar, bir Rus, bir İspanyol, iki Türk arkadaşlarımla oturup şehir hakkında nereleri gezdiğimizden tutun da kendi dillerindeki ve bizim dilimizdeki argolara ilişkin uzun uzun sohbet ettik.
Burada arkadaşlarımla Goulash ve Kürtőskalács denedik. Goulashı gerçekten beğendim. Genelde orada domuz etli hâli tercih ediliyor; ancak sığır etli olanı da deneyebilirsiniz. (8/10)
Kürtőskalács'den de biraz bahsedecek olursam, Türkçe anlam ve kavram bakımından baca kekidir. Bu tatlının dışı şekerle meyvelerle kaplanıp hamuru ise odun ateşinde pişirilmektedir. Fikrimce damak zevki kişiden kişiye farklılık gösterir; ancak benim damak zevkime çok uygun olmadığı için ben sevemedim.(5/10)
Karavan'dan çıktıktan sonra Budapeşte'nin bir diğer meşhur mekânı Szimpla Kert'e gittik. Mekân hemen Karavan'ın yanında kalıyor.
Szimple Budapeşte'nin en canlı eğlence mekânlarından birisi. Eski bir fabrikadan yeni yaşam alanı kurulan bu yerde genelde çöplükvari bazı eşyalar ile antikacılığı buluşturup adeta salaş bir han yaratılmış.
İçeride birçok mekan bulunuyor; ancak benim size önerim üst katlarda takılmanız hem daha rahat muhabbet edebilirsiniz hem de yukarıdan diğer mekanları da görebilirsiniz.
Budapeşte’de alışveriş yapmak istiyorsanız, çok sayıda alışveriş yapılabilecek dükkanın bulunduğu bu cadde favori noktalardan biri. Genellikle pahalı alışverişin noktası olan bu caddede hesaplı alışveriş istiyorsanız, kendinize uygun dükkân bulmakta zorlanabilirsiniz. Aslında burası alışveriş için çok sevilmekle beraber turistler için tüm tuzakların bulunduğu yerlerden biri olarak da anılmakta. Ancak ben bu caddenin birkaç sokak aşağısında keşfettiğim bir vintage mağazasını talan ederek 2 Euro'ya birbirinden güzel ceketler almıştım. O yüzden marka kıyafet çok tercihiniz değilse, vintage mağazalara girip orada birbirinden cafcaflı kıyafetler bulabilirsiniz.
Aziz Stefan Bazilikası
Birinci katta, Macaristan ve Çekoslovakya arasında yaşananlar, sorgu ve işkence odaları yer almaktadır. O tarihlerde günlük sıradan bir aktivite gibi sorgulanan insanların, hangi şartlar altında tutulduğu gözler önüne serilmekte, aynı zamanda buradaki işkence odalarını da ziyaret etmenizi öneririm.
İkinci kattan itibaren kalıcı sergileri ezmeye başlayabiliyorsunuz. Tema olarak Macar totaliler diktatörlerinin yaptığı zulümleri ve Nazi işgalinin detaylarını keşfedeceksiniz. Savaş sonrasında halkın hayatta kalma mücadelesini en iyi şekilde yansıtmayan çalışan müzenin bu katında tüm odalarda farklı bir yaşam hikâyesini göreceksiniz. Özellikle ‘’ Macar Nazilerin Geçişi ‘’ isimli kısmın görülmesi gerekiyor. Bu kısımda Macar Yahudilerinin uğradıkları zulümleri hissettiren kısımlardan biri.
Kısaca ilk katını Sovyet ikinci katıysa Nazi İşgal dönemlerine ayrılmış bu müzeyi gelmişken uğramanızı şiddetle tavsiye ederim.
Terör Müzesinden çıktıktan sonra New York Cafe'ye doğru yola çıktım ancak rezervasyonum olmadığı için uzun uzun yalvarmama rağmen içeride oturamadım sadece fotoğraf çekmeme izin verdiler sağ olsun :(
Cafe'den çıkar çıkmaz Buda tarafına geçmek için metroyla 2 aktarma yaptım. İlk olarak Budapeşte de en beğendiğim ikinci yer olan Balıkçı Tabyasına uğramak istedim. Tabya'ya giderken o kadar çok yokuş çıkıp arnavut kaldırımında yürüdüm ki biraz soluklanmak için dinlenirim diye bu görkemli yapıya uğramak istedim ancak buranın zaten uğramak istediğim yer olan Tabya olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım.
O kadar güzel arkadaşlar edindim ki burayı gezerken o yüzden ben de yeri en ayrı olan alan diye bilirim.
Balıkçı Tabyası
Balıkçı Tabyası kentte Neo-Gotik mimariden izler taşımaktadır. 1899-1905 yılları arasında Mimar Frigyes Schulek gözetiminde inşa edilmiş olan ve Matthias Kilisesi’nin hemen arkasında bulunan tabya, biçim bakımından bir kaleyi andırsa da yapımındaki tek amaç kente estetik bir değer katmakmış.
Buda Kalesi
Balıkçı Tabyasında yaklaşık 3 saatimi harcadıktan sonra bir grup Türk arkadaşımla birlikte Buda Kalesi'ne doğru yürüdük. Doğrusu ben gittiğimde füniküler sistem restorasyondaydı bu sebeple onu deneyemedim. Ancak Kale'ye ulaşmak için epey bir kalori sarf ettim :)
Macar krallarının sarayı olarak kullanılan ve ülkenin tarihi yapısını oluşturan ,1265 yılında yapımı tamamlanan mimarinin vücut bulmuş hâli tam karşınızda olan Buda Kalesi’dir. Günümüzde kale değil, saray olarak kullanıma devam etmekte ve Buda’nın içerisinde Ulusal Galeri ve Budapeşte Tarih Müzesi olmak üzere iki tane müzeye hizmet vermektedir.Kraliyet ailelerine ev sahipliği yapmış ve şehrin savunmasında büyük önem oynamış Buda Kalesi, Budapeşte’nin en güzel noktalarından birine kurulmuştur. Aslında ilk yapım tarihi 1243 yılında olmakla beraber kale savaşlar esnasında oldukça zarar görmüş ve günümüzdeki hali 1969-1974 yılları arasında yapılan restorasyonlarla oluşturulmuştur.
Budapeşte Tarihi Müzesi öğrenciler için 1200 HUF, Yetişkinler içinse müzeye giriş ücreti 2400 HUF'tur.
Budapeşte Ulusal Galerisine giriş ücreti öğrenciler için 1600 HUF, yetişkinler içinse 3200HUF'tur.