13 Mayıs 2021 Perşembe

SIRBİSTAN GEZİSİ II.PART - KARLOFÇA & NOVI SAD

 IV. GÜN/ KARLOFÇA- NOVI SAD 



Herkese merhabaaaa, tekrardan bloğumda sizlerle birlikte olmanın heyecanı içindeyim. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki umarım bu dönemde sizler için her şey yolundadır. Keyfiniz yerindedir. Umarım bu pandemi döneminde bir nebze olsun sizleri okurken mutlu edecek bir yazı yazmışımdır. Hepinizi seviyorum. İyi okumalarrrr

Belgrad'da 4 gün kalmanın mantıksız olacağını düşünerek direkt Belgrad Otogarına gittik. Oradaki görevlilerin çoğu İngilizce bilmediğinden göstere göstere ya da yazarak saat belirlemeye çalıştık; ancak  1-2 saat sonrası için bilet istiyorsanız bilet fiyatları pahalı olabilir. Bu yüzden birkaç gün öncesinden (imkânınız varsa) internetten almanızı tavsiye ederim. 


Seyahat esnasında mutlaka pasaportunuz ve eğer öğrenciyseniz öğrenci kartınız yanınızda olsun çünkü nadir de olsa otobüse checkerlar binebiliyor ve biletiniz ile öğrenci kartınızı inceliyorlar. Biz Karlofça'ya gelmeden yarım saat önce kontrole tâbi tutulduk ve kendi aralarında Sırpça konuştukları için insan anlamayınca daha da tedirgin olabiliyor; ancak herhangi bir problem yaşamadan Osmanlı tarihinin buram buram hissedilen şehri Karlofça'ya vardık. 


Karlofça, Sırbistan'ın kuzeyinde yer alan tarihi bir kasabadır. Zaten sizler de bilirsiniz ki Osmanlı'nın batıda büyük çapta toprak kaybettiği ve bir antlaşmadan da adını aldığı Voyvodina bölgesine bağlı  biraz eski püskü ve küçük bir şehirdir; ancak buralara kadar gelmişken gezilmesi gerekilen bir yer olduğunu düşünüyorum. Eğer sizde tarihten ve biraz da sofistikeden hoşlanıyorsanız yok mu burada bir kahvemiz?


Karlofça'nın ardından Sırbistan'da en beğendiğim yer olan nam-ı değer  Novi Sad'a varmış bulunuyoruz. Ancak Novi Sad otogarından şehir merkezine 30 dakikalık bir yürüme mesafesi söz konusu. O yüzden şehre ilk geldiğinizde " burası neresi ya " demeyin. Mutlaka çevrimdışı haritalar ile Sırbistan haritasını indirin; çünkü burada cafeler haricinde internet bulmak biraz zor olabilir. 


Biraz Novi Sad'dan bahsedecek olursam, Novi Sad, Macarlılar tarafından yapılmış görkemli bir şehirdir.  Her yer rengarenk ve yapılar oldukça Avrupai gözükmektedir. Şehrin anlamı ise yeni şehirdir.


Novi Sad'da yerli görebilmek bence zor bir durum genelde ya turistler ya da değişim öğrencileri bu küçük kenti tercih ediyorlar. Ancak bana bir hak tanınsaydı Belgrad mı Novi Sad'da mı yaşamak isterdin diye sanırım bu küçük Macar kentini seçerdim. Çünkü insanlar daha yardımsever ve gerçekten daha sevecen.:) Ancak bunları bir kenara bırakıp objektif olarak yorum yapacaksam burada imkânlar biraz daha kısıtlı. Her ne kadar cıvıl cıvıl bir mimarisi de olsa bir şehirde sosyal ve ekonomik imkân kısıtlıysa ne yazık ki şehrin bir noktadan sonra tadı kalmıyor :( 


Şehir merkezine indiğimizde bir arkadaşımızın önerisi üzerine Toster Bar'a gittik. Gitmenizi mutlaka öneririm hem uygun fiyatlı hem iç ve dış mekânı temiz hem de hamburgerlerinin tadı çok lezzetli. Fast foodlarının büyük bir çoğunluğunda domuz eti bulunduğu için tüketmek istemiyorsanız bunu mutlaka belirtin. Kendileri bu durumu anlayışla karşılayacaklardır.






Güzel bir hamburgerin ardından herkesçe bilinen özgürlük meydanına direkt ara sokaktan ulaşım sağlayabilirsiniz.




Bu ara sokaktan geçerek Novi Sad'ın güzidesi olan Katolik Kilisesi ile karşılaşacaksınız. Kilise'nin içerisine girdiğinizde içeriye  turistik amaçla çok fazla bakmanızı önermem ,diğer ibadet edenlere saygısızlık olmaması açısından .




Kilisenin ardından ana meydan da biraz fotoğraf çekimi yapalım dedik. Ancak hava  çok soğuktu.  Balkan soğukları bir ayrı oluyormuş gerçekten, sıkı giyinin :)

 Fotoğraf çekiminin ardından biraz özgürlük meydanında ve Novi Sad sokaklarında turlamak istedik. Hatta Sokaklardan birinde geçini sağlamak için kendi el emeği takılarını satıp bir yandan da bisikletiyle dünyayı gezen Türk bir arkadaşımızla tanıştık. Kendisi neredeyse Avrupa'yı ve Türkiye'nin komşu ülkelerini bitirmiş. Darısı hepimizin başına :)) 









Bu güzel ve rengarenk sokakların ardından havanın da soğuk olması itibariyle bir restauranta giriş yaptık. Bitki çayı konusunda gerçekten çok zengin menüleri vardı , hatta adını hiç duymadığımız binlerce bitki çayını o menü üzerinde görebilirsiniz. Özellikle istediğiniz bir bitki çayı da varsa bunu da  belirtirseniz size özel bitki çayı da hazırlanmaktadır. Bitki çaylarını pandemi nedeniyle size özel porselen demliklerde getiriyorlardı. Bir porselen demlikten yaklaşık 3-4 fincan bitki çayı içiyorsunuz ve yanında paket paket bal getiriyorlar. O dönemde aşağıdaki demliğe 15 lira gibi bir fiyat ödemiştik. 



Restaurantın ardından şehrin merkezindeki Novi Sad Üniversitesine uğradık. Ancak pandemi sebebiyle dışarıdan öğrenciler giriş yapamıyor :( Bu yüzden Saint George Katedrali'ne gitmeye karar verdik. Dış mimarisi diğer Avrupa Ülkelerindeki ile hemen hemen aynı. Bu yüzden diğer katedrallerden açık ara farkı olduğunu söylemek zor :(




Katedral'in ardından biraz temiz hava almak istedik ve bunun içinde Danube Park'a gitmek istedik. Gerçekten eşsiz doğası ve tertemiz havası ile Sırbistan'ın kötü havasını unuttuk diyebilirim. Özellikle covid döneminde cafelerde oturmayı tercih etmek istemiyorsanız böyle açık alanlarda kahvenizi ve sandviçinizi alarak gezebilirsiniz :) 






Danube Park'ın ardından otobüsümüzün kalkmasına 1 saat kala bir çılgınlık yapıp yetişip yetişmeyeceğimizi umursamayarak Kafa Kafa adlı cafeye gittik. Bu butik cafe de oraya özgü yerli kahvesini içmek istediğimizi belirttik. Ardından 10 dakika sonra servis yapıldı ve ne görelim bizim Türk kahvesini sahiplenmişler :) Ödemeyi yaparken baristayla biraz laflama fırsatımız oldu ve kahvenin Türk kahvesi olup olmadığını çaktırmadan sormak istedim. Barista da güldü,  burada yerel kahve isteyen müşterilerimize Türk kahvesi ikram ediyoruz dedi. Kendisi de 2 yıl önce İstanbul'a gelip içtiğinde  marketlerden paket paket bizim kahvemizi almış ve bu kahveyi de kendi cafesinde müşterilere ikram etmekte. Ardından ona Türkiye'yi nasıl bulduğunu sordum. İstanbul'u çok beğendiğini, Türklerin çok cana yakın olduğunu ancak şehrin onlar için pahalı olduğunu dile getirdi. Bir noktada onlar da bizim yaşadığımızı yaşıyorlar çünkü her ne kadar 1 Türk Lirası 13 Dinar da olsa orada alkol ucuzken sigara ya da yeme içme bizimle aynı fiyat ya da daha pahalı olabiliyor. 



***Danube Parktan, Kafa Kafa'ya giderken akşam manzarası 



Kafa kafa adlı cafenin ardından son 15 dakika kala, 30 dakikalık yolu Usain Bolt gibi koştuk ve otobüsümüze ulaştık. Dönüşte dikkat etmeniz gereken şey mutlaka biletinizi okutun ve şoföre teyit ettirin aksi takdirde checkerlarla problem yaşayıp ceza yiyebilirsiniz. 

Sırbistan hakkında düşüncemi soracak olursanız Balkanlar'ın en güzide ülkesi. Uygun bulduğunuz an hemen biletinizi alın derim. Belgrad şehir açısından biraz daha karışık olsa da Novi Sad gezip görmesi daha kolay bir şehir. Bu yüzden tercihi size bırakıyorum. 

Benim Sırbistan yazım burada son buldu. Umarım kalan etkinliklerde tekrardan birlikte oluruz. Hoşçakalınnnnnn :) 





İSVİÇRE GEZİSİ

 Uzun bir soluklanışın ardından herkese merhabalar. Bu yazıyı yazarken diğer yazılarımdan biraz daha farklı bir ruh hali içerisindeyim. Sanı...