Herkese merhabalarrrrrrrrr, yeni bir yazı ile dönmüş olmanın mutluluğunu taşıyorum içimde. Size Orta Avrupa'nın en güzel şehirlerinden birisini anlatacağım için heyecanım katbekat artıyor. Fazla uzun bir giriş yapmadan önce sizlere biraz şehirden, biraz deneyimlerimden ve biraz da yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum.
O halde yazıya ilk olarak şehir hakkındaki bildiklerimle başlayalım. Macaristan’ın başkenti Budapeşte, ülkenin hem politik hem de turistik merkezidir. Orta Avrupa’nın en büyük ikinci şehri olmasıyla birlikte, Macaristan nüfusunun beşte biri bu şehirde yaşamaktadır. Tuna Nehri’nin iki yakasında olan Budin ve Peşte’nin Chain Köprüsü’yle birleşmesiyle günümüzdeki halini almıştır.
I. GÜN
İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı'na bir hışımla yetiştim ve Budapeşte'ye doğru yola koyuldum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; Budapeşte pandemi döneminde çok tercih edilen bir ülke olmadığı için kafamda bazı şüpheler vardı. Acaba ülkeye girişte bir sorun yaşar mıyım? Ülkeye girerken nelere ihtiyacım var? Hangi belgeleri göstermem gerekir diye düşündüm. O yüzden giderken de hazırlıklı gitmek istedim.
Ülkeye girerken her halükarda COVID-19 kapsamlı sağlık sigortası yaptırmanızı tavsiye ederim. Çünkü ülkeye girişlerde şüpheli bir durumunuz varsa size sorulan belgeler içerisinde bu belge de istenebiliyor. O yüzden sigortanazı yanınızda bulundurmanızda fayda var.
Havaalanında indikten sonra yalnızca indiğiniz bölgede change office söz konusu, havaalanı çıkışında ise ne yazık ki change office'ler bulunmuyor. Bu yüzden cüzi bir miktar da olsa döviz bozdurmanızda fayda var. Aksi takdirde biletmatiklerden kartınızla bilet alarak havaalanından şehir merkezine ulaşım sağlayabilirsiniz.
(Havaalanı şehir merkezi 900 forint- şehir içi ulaşım tek kullanımlık bilet 350 forint)
Havaalanından biletimi aldıktan sonra 100E numaralı otobüse bindim. Otobüs sizi son durak olan Deak Frenc Ter'de indiriyor. Otobüsten ilk indiğinizde geceleri ışıl ışıl parlayan Budapeşte'ye özgü o dönme dolabı görmeniz mümkün.
Şehir içi ulaşımda genelde otobüsler ve metro istasyonları kullanılmakta. Tramvay da kullanılabiliyor ancak şehir düzenli bir şehir olduğundan metro ile birçok yere ulaşmanız mümkün.
Metroyu kullandığım sırada başıma çok enteresan bir olay geldi. Bir grup insan metro girişinde dans ederken ben de onlara katıldım. İçlerinden biri bana bir demet çiçek hediye etti. Meğer date çıkmak için yapılan bir kibarlıkmış bu durum. Ancak ben bu yerel adeti bilmediğim için çiçeği oradaki yaşlı bir teyzeye hediye etmiştim. Kadın da beni yanlış anladı haliyle; her defasında aklıma geldikçe yüzümü gülümseten bir anıyı daha Budapeşte sokaklarında geride bıraktım :)
Sizlere verebileceğim bir diğer tavsiye de metro hatlarını kullanırken biletinizi makinelerde okutmadan geçmemeniz. Eğer checkerlara yakalanırsanız 50 Euro civarında ceza yiyebiliyorsunuz.
Bunun dışında şehirde gezerken Google Maps'i çevrimdışı olarak kullanabilirsiniz. Alternatif olarak önerebileceğim diğer bir uygulama ise Maps Me uygulaması. Varacağınız yeri işaretleyerek çevrimdışı olarak şehri keşfedebilirsiniz. Bunun haricinde otobüs metro durakları için moov-it uygulamasını kullanabilirsiniz :)
İlk gün kalacağım eve doğru yol alırken birazcık şehrin sokaklarını gezmek istedim. Sokaklar o kadar iç açıcı ve ferahtı ki; şehirde temiz havanın ne demek olduğunu iliklerinize kadar hissedebiliyordunuz. Mimari desen şahane. Yerler tertemiz, insanlar neşeli ve yardımsever. Şehirde birçok kişi İngilizce biliyor ve size yardımcı olmak için fazlasıyla çabalıyorlar. Sizi bazen lafa tutabilirler, o yüzden dikkat etmenizde fayda var :)
Sokakta birçok güzel restaurant mevcut; ancak fiyatlar ateş pahası. O yüzden ilk birkaç gün sokak lezzetleri denedim; ancak o da bir yere kadar beni tatmin etti.
Günün ilk öğününü " Pizza Me " de denedim. Pizzaları EF SA NE. 2 çeşit pizzasını deneme şansını buldum. Açık ara farkla şehrin en iyi pizzacısı. Olur da yolunuz düşerse mutlaka denemelisiniz.
Güzel bir pizzanın ardından Macaristan'daki çok sevgili arkadaşımla biraz hoş sohbet edip günü sonlandırmış olduk :)
II.GÜN
Güneşli ancak bir o kadar da soğuk bir Budapeşte sabahından herkese merhabalar. Ben bunları size yazarken tarih 16 Kasım 2021'i gösteriyor. Sizler ise bu yazıya eriştiğinizde muhtemelen tarih birkaç ay sonrasını gösterecektir.
Yeni bir yıl, yeni heyecanlar ve yeni tutkular olur umarım hayatlarımızda. Neyse lafı fazla uzatmadan sizlere bugün yapacaklarımdan bahsedeceğim. Öncelikle kaldığım ev Hösek Tere metro istasyonuna çok yakın olduğu için yakınındaki yerleri gezmeye başlayacağım. Sonrasında ise şehrin sembolü olan Parlamento Binası'nı gezip birazcık da Macaristan'ın gece hayatını sizlerle paylaşacağım.
Kahramanlar Meydanı
Şehrin en popüler noktalarından olan Kahramanlar Meydanı’nı tam ortasında bulunan Milenyum Anıtı sayesinde tanıyabilirsiniz. 36 metrelik bu sütunun tam tepesinde çift haçı tutan Baş Melek Gabriel bulunurken, alt kısmındaysa Macar kahramanlarını temsil eden altı heykel bulunuyor.
Bronzdan yapılan bu heykeller sırasıyla; Predd, Huba, Kond, Tas,Ond ve Teteny’dir. Bu isimler hakkında resmi bir belge ve bilgi bulunmamakla beraber, hepsinin bir hayal ürünü olduğu düşünülmektedir. Her biri farklı bir anlamı sembolize etmekle beraber, yukarıda saymış olduğumuz kahramanların halk için yardım, barış, bilgi ve zaferi temsil ettiğine inanılmaktadır.
Budapeşte’nin en güzel anlarından en kanlı günlerine kadar her türlü olayın yaşandığı meydanın şehrin için manevi önemi de aşikârdır. Ruslara karşı ayaklanan 17 bin gencin öldürüldüğü bu meydan şehirde yaşayan halk için hüzünlü noktalardan biridir.
Kahramanlar meydanına 5 dakikalık yürüme mesafesinde olan Şehir Parkı'na ulaşmış bulunuyoruz. Sanırsam Budapeşte'de en sevdiğim iki yerden birisi burasıydı. Eşsiz bir Romanesk mimari söz konusu. Her taraf sonbaharın esintisinde, yapraklar yerle öpüşür durumda.
Vajdahunyad Kalesi’nin bahçesinde dolaşabilirsiniz; ancak içeriyi görmek isterseniz, Macaristan Tarım Müzesi için bilet almanız yeterli olacaktır. 5 € olan bileti satın aldıktan sonra hem müzeyi hem kaleyi görebilirsiniz.
Parlamento Binası
Kalenin ardından şehrin göz bebeği Parlamento Binası'na doğru yola koyulmuş bulunmaktayım. Hemen metroma atlıyorum ve Kossuth Lajos tér durağında iniyorum. Metrodan çıktıktan sonra bir anda parlamento binasının ihtişamından gözlerimi alamadım. Şehrin en göz alıcı ve en büyük yapısı olan bu ihtişamlı mimari yaklaşık 116 yıldır ayaktadır. Hadi gelin bina hakkında öğrendiklerimi de siz değerli okuyucularımla paylaşayım :)(:
Bina 1885-1902 yılları arasında inşa edilmiştir. Macaristan Ulusal Meclisi’nin oturumlarına ev sahipliği yapan bu görkemli yapı, din ve devlet işleri arasındaki dengeyi sembolize etmesi için Aziz Stefan Bazilikası ile aynı yükseklikte tasarlanmıştır.
Süslemelerinde 40 kilogram altının kullanıldığı Neo-Gotik binanın 18 bin metrekarelik alanının büyük kısmını kaplayan 691 odasını 233 heykel süslemektedir. Binanın en dikkat çekici kısımlarını Korint stili sütunları, yaldızlı süslemeleri, tavan boyamaları ile kraliyet hazinesi ve Macarların Hıristiyanlığı kabulü sonrası papa tarafından gönderilen haç oluşturmaktadır.
E buraya kadar gelmişken tuna nehrinin kıyısından yürüyüp hem Zincir Köprüyü hem de Tuna Nehri kıyısındaki ayakkabılara göz atmadan geçmeyelim derim :)
Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar
2005’te Macar Heykeltıraş Gyula Pauer’in yakın arkadaşı Can Togay ile birlikte yarattıkları tuna kıyısındaki 60 çift demir ayakkabılardan bazıları.
Eser, 1944-1945 yılları arasında Nazi askerleri tarafından öldürülen Budapeşteli Yahudileri sembolize etmektedir. 60 çift ayakkabı tasarlanırken 1940'lı yılların modası esas alınmıştır.
Zincir Köprü
Tuna nehrini aştıktan sonra karşımıza Buda ve Peşte yakalarını birbirine bağlayan şehrin en göz alıcı simgesi olan "Chain Bridge" le baş başa bırakıyorum sizleri. Benim şanssızlığım gittiğim dönemde köprü restorasyondaydı; ancak orada tanıştığım bir grup Macar arkadaşım bana bu köprüyle alakalı bilgileri ve şehir efsanesini anlattı. Ben de anladığım kadarıyla ve biraz da araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.
Tuna Nehri’nde Buda ve Peşte’yi birbirine bağlayan ve sadece ilkbahar ve sonbahar arasında kurulan dubadan bir köprü varmış. Kışın da nehir donduğundan köprüye gerek kalmazmış; fakat havanın aniden değiştiği ve nehirdeki buzların eridiği zamanlar olurmuş. Böyle durumlarda da insanlar kendi yakalarında mahsur kalırmış. Sonunda Buda yakasında Clark Ádám Meydanı‘ndan, Peşte yakasında da István Meydanı'ndan geçen Chain Bridge (Zincirli Köprü) yani Macarların deyimiyle Lánchid hatta fikir babası konta atfen diğer adıyla Széchenyi Köprüsü‘nün yapımına başlanmış. Mühendis Clark eseriyle o kadar gurur duyuyormuş ki köprüde tek bir hatanın bile bulunamayacağını iddia etmiş. Sonra küçük bir çocuk köprünün sonlarındaki dev aslan heykellerinin dillerinin olmadığını söylemiş. Bunun üzerine mühendis o kadar utanmış ki bu köprüden atlayarak intihar etmiş. Tabii ki bu sadece bir şehir efsanesi. Ne kadar doğrudur ne kadar yanlıştır bilinmez :)
Bu kadar gezip kalori yaktıktan sonra biraz sokak lezzetlerini ve yerel lezzetleri denemek istedim. İlk olarak Deak Frenc Ter yakınındaki bir Lángoscuya gittim;' ancak gittiğim yerin ismini hatırlayamadığım için bu minik büfenin adını veremeyeceğim:( Tadı aynı pişi, yalnızca üstüne ekşi krema, sarımsak ve biraz da rendelenmiş peynir ilave ediliyor. Karnınızı doyurmak için alternatif; ancak benim yine de puanım 6/10 . Çünkü çok daha iyisini Karavan'da yedim. O yüzden de burayı öneremeyeceğim.
Buradan sonra en merak ettiğim street food mekânlarından birisi olan Karavan'a gitmek için yola koyuldum. Mekân, Yahudi Sinegog'una 5-6 dakika uzaklıkta mesafede. Deak Frenc Ter metro istasyonundan ise yürüyerek 15 dakika sürebiliyor. O yüzden yürümenizi tavsiye ederim. Yol üstünde çok güzel hediyelik eşya dükkanları, vintage mağazalar, butik kafeler ve minik pastaneler var. :)
Karavan'da bir Macar, bir Rus, bir İspanyol, iki Türk arkadaşlarımla oturup şehir hakkında nereleri gezdiğimizden tutun da kendi dillerindeki ve bizim dilimizdeki argolara ilişkin uzun uzun sohbet ettik.
Burada arkadaşlarımla Goulash ve Kürtőskalács denedik. Goulashı gerçekten beğendim. Genelde orada domuz etli hâli tercih ediliyor; ancak sığır etli olanı da deneyebilirsiniz. (8/10)
Kürtőskalács'den de biraz bahsedecek olursam, Türkçe anlam ve kavram bakımından baca kekidir. Bu tatlının dışı şekerle meyvelerle kaplanıp hamuru ise odun ateşinde pişirilmektedir. Fikrimce damak zevki kişiden kişiye farklılık gösterir; ancak benim damak zevkime çok uygun olmadığı için ben sevemedim.(5/10)
Karavan'dan çıktıktan sonra Budapeşte'nin bir diğer meşhur mekânı Szimpla Kert'e gittik. Mekân hemen Karavan'ın yanında kalıyor.
Szimple Budapeşte'nin en canlı eğlence mekânlarından birisi. Eski bir fabrikadan yeni yaşam alanı kurulan bu yerde genelde çöplükvari bazı eşyalar ile antikacılığı buluşturup adeta salaş bir han yaratılmış.
İçeride birçok mekan bulunuyor; ancak benim size önerim üst katlarda takılmanız hem daha rahat muhabbet edebilirsiniz hem de yukarıdan diğer mekanları da görebilirsiniz.
Szimpla Kert bence şehrin en göz alıcı mekanlarından birisi. Başta mekanı sevemedim ne yalan söyleyeyim; ama şehirden ayrılmadan önce bir kez daha uğradığımda önyargımı kırdım. Alkol fiyatlarına gelecek olursak aman aman bir pahalılığı yok ama Türkiye'ye kıyasla elbette daha uygun.
Szimpla'dan sonra eve dönmenin yolunu gözlerken gözüme şehrin merkezindeki ışıltılı dönme dolaba uğramak geldi. Hava çok soğuk olduğu için fazla vakit kaybetmek istemedim ama eğer ki denemek isterseniz tüm şehir ayaklarınızın altında olacaktır. Aklıma gelmişken hatırlatmakta fayda var. Bu civarda restoranlar fazla, ulaşım imkânı da bir hayli kolay olduğu için Airbnb düşünenlerin aklında bulunsun :)
Eve dönüşte bu sefer metroyu kullanmadım. Otostop çekmek istedim. Macar Teyze Zsuzsa beni arabasına alıp eve kadar bıraktı. Yazılarımı okuduğunu bildiğim için ona buradan öpücükler yolluyorum.
"Szeretlek Zsuzsa, meleg szívemből nagy ölelést adok"
III.GÜN
Sabahın tüm ışıkları yüzümü okşarken sıcak bir Budapeşte sabahıyla uyandım. Günlerin yorgunluğu olduğu için biraz keyif yapmak istedim evde. Her ne kadar yarın bu güzelim şehirden ayrılacak olsam da elimde fincanımla cam kenarından insanları izledim. Bizim ülkedeki gibi sabah bir kargaşa bir gürültü patırtı yoktu. Sanki şehir insanlara küsmüş ancak kendisini de esirgememiş gibiydi.
Bugün şehrin modern tarafını arkamda bırakıp şehrin asıl merak ettiğim kısmı olan Buda tarafını gezmek istedim. Bizde ki Asya-Avrupa mantığı burada Buda-Peşte mantığıyla aynı denebilir.
Bugün önceliğim Vaci Caddesinde biraz dolaştıktan sonra Budapeşte Terör Müzesini gezip ardından Aziz Stefan Bazilikasının roof kısmından şehri izleyip; Buda tarafında Balıkçı Tabyası ve Buda Kalesi'ni de şöyle bir turlayıp, akşamında da eğer yer bulabilirsem New York Cafe'ye uğramayı düşünerek plan yapıp koyuldum yollara.
Vaci Utca Caddesi
Budapeşte’de alışveriş yapmak istiyorsanız, çok sayıda alışveriş yapılabilecek dükkanın bulunduğu bu cadde favori noktalardan biri. Genellikle pahalı alışverişin noktası olan bu caddede hesaplı alışveriş istiyorsanız, kendinize uygun dükkân bulmakta zorlanabilirsiniz. Aslında burası alışveriş için çok sevilmekle beraber turistler için tüm tuzakların bulunduğu yerlerden biri olarak da anılmakta. Ancak ben bu caddenin birkaç sokak aşağısında keşfettiğim bir vintage mağazasını talan ederek 2 Euro'ya birbirinden güzel ceketler almıştım. O yüzden marka kıyafet çok tercihiniz değilse, vintage mağazalara girip orada birbirinden cafcaflı kıyafetler bulabilirsiniz.
Aziz Stefan Bazilikası
Tabiki de utca'dan sonra şehir de mutlaka uğramamı tavsiye ettikleri bazilikaya doğru yol alıyorum.
Ben hem gündüz vakti hem de gece vakti uğrama şansını yakaladım. Gece christmas market görüntüsü ile karşı karşıyaydım. Minik büfeler kurulduğu için bir kargaşa hali hâkimdi. O yüzden de tekrar uğramak istedim.
Bu bazilikanın önemi ise Parlamento Binası inşa edilinceye kadar şehirdeki en yüksek bina olmasıdır. Asansör vasıtasıyla çıkılabilen kubbesinden konuklarına enfes bir kent manzarası sunan Neo-Rönesans stilli bazilika tavan süslemeleri ile hayranlık uyandırmaktadır. Ayrıca hazine bölümünde adını aldığı Macar kralının kutsal sayılan sağ eli de dâhil olmak üzere pek çok dini eşya sergilenmektedir.
Buradan çıktıktan sonra hemen metroma atlıyorum ve Vörösmarty utca durağında inip Terör Müzesi'ne doğru yola koyuluyorum.
Terör Müzesi
Terör Müzesi,20. Yüzyılda ülkedeki faşist ve komünist rejimler döneminde yaşananları gözler önüne seriyor. 2002 yılında açılmış olan müzede işkence gören, sorgulanan ve öldürülenlere belgeler ve hatıra anıtları yer alıyor.
Birinci katta, Macaristan ve Çekoslovakya arasında yaşananlar, sorgu ve işkence odaları yer almaktadır. O tarihlerde günlük sıradan bir aktivite gibi sorgulanan insanların, hangi şartlar altında tutulduğu gözler önüne serilmekte, aynı zamanda buradaki işkence odalarını da ziyaret etmenizi öneririm.
İkinci kattan itibaren kalıcı sergileri ezmeye başlayabiliyorsunuz. Tema olarak Macar totaliler diktatörlerinin yaptığı zulümleri ve Nazi işgalinin detaylarını keşfedeceksiniz. Savaş sonrasında halkın hayatta kalma mücadelesini en iyi şekilde yansıtmayan çalışan müzenin bu katında tüm odalarda farklı bir yaşam hikâyesini göreceksiniz. Özellikle ‘’ Macar Nazilerin Geçişi ‘’ isimli kısmın görülmesi gerekiyor. Bu kısımda Macar Yahudilerinin uğradıkları zulümleri hissettiren kısımlardan biri.
Kısaca ilk katını Sovyet ikinci katıysa Nazi İşgal dönemlerine ayrılmış bu müzeyi gelmişken uğramanızı şiddetle tavsiye ederim.
Terör Müzesinden çıktıktan sonra New York Cafe'ye doğru yola çıktım ancak rezervasyonum olmadığı için uzun uzun yalvarmama rağmen içeride oturamadım sadece fotoğraf çekmeme izin verdiler sağ olsun :(
Cafe'den çıkar çıkmaz Buda tarafına geçmek için metroyla 2 aktarma yaptım. İlk olarak Budapeşte de en beğendiğim ikinci yer olan Balıkçı Tabyasına uğramak istedim. Tabya'ya giderken o kadar çok yokuş çıkıp arnavut kaldırımında yürüdüm ki biraz soluklanmak için dinlenirim diye bu görkemli yapıya uğramak istedim ancak buranın zaten uğramak istediğim yer olan Tabya olduğunu öğrenince çok şaşırmıştım.
O kadar güzel arkadaşlar edindim ki burayı gezerken o yüzden ben de yeri en ayrı olan alan diye bilirim.
Balıkçı Tabyası



Balıkçı Tabyası kentte Neo-Gotik mimariden izler taşımaktadır. 1899-1905 yılları arasında Mimar Frigyes Schulek gözetiminde inşa edilmiş olan ve Matthias Kilisesi’nin hemen arkasında bulunan tabya, biçim bakımından bir kaleyi andırsa da yapımındaki tek amaç kente estetik bir değer katmakmış.
Buda Kalesi
Balıkçı Tabyasında yaklaşık 3 saatimi harcadıktan sonra bir grup Türk arkadaşımla birlikte Buda Kalesi'ne doğru yürüdük. Doğrusu ben gittiğimde füniküler sistem restorasyondaydı bu sebeple onu deneyemedim. Ancak Kale'ye ulaşmak için epey bir kalori sarf ettim :)
Macar krallarının sarayı olarak kullanılan ve ülkenin tarihi yapısını oluşturan ,1265 yılında yapımı tamamlanan mimarinin vücut bulmuş hâli tam karşınızda olan Buda Kalesi’dir. Günümüzde kale değil, saray olarak kullanıma devam etmekte ve Buda’nın içerisinde Ulusal Galeri ve Budapeşte Tarih Müzesi olmak üzere iki tane müzeye hizmet vermektedir.Kraliyet ailelerine ev sahipliği yapmış ve şehrin savunmasında büyük önem oynamış Buda Kalesi, Budapeşte’nin en güzel noktalarından birine kurulmuştur. Aslında ilk yapım tarihi 1243 yılında olmakla beraber kale savaşlar esnasında oldukça zarar görmüş ve günümüzdeki hali 1969-1974 yılları arasında yapılan restorasyonlarla oluşturulmuştur.
Budapeşte Tarihi Müzesi öğrenciler için 1200 HUF, Yetişkinler içinse müzeye giriş ücreti 2400 HUF'tur.
Budapeşte Ulusal Galerisine giriş ücreti öğrenciler için 1600 HUF, yetişkinler içinse 3200HUF'tur.

Budapeşte de son günümü güzel bir restorantta Asyalı arkadaşlarımla yemek yiyip kahve içerek sonlandırmak istedik. Onların önerisi ve isteğiyle birlikte Opera Metro İstasyonu yakınındaki Mazel Tov Restorantı'na geçtik. İçerisi gayet güzel dizayn edilmiş, dopdolu ve ışıl ışıldı. Maalesef benim gittiğim dönemde kur bir anda dehşet şekilde oynadığı için fiyatlar benim açımdan biraz daha pahalılaştı. O yüzden biraz uçuk fiyatlara burada akşam yemeği yiyebilirsiniz.
Son olarak yazımı bitirmeden önce Budapeşte de fiyatlara değinmek istiyorum. Alkol sudan ucuz, sigara ise Türkiye'nin iki katı fiyatındadır. Market fiyatlarına değinecek olursam gayet cüzi miktarlarda alışverişinizi yapabilirsiniz. Metro bilet fiyatı ise yaklaşık 1 Euro civarındadır.
Macaristan'da aylık asgari ücret tutarı 2021 yılında 167 bin Macar Forinti'dir. (6259 Türk Lirası, 487 Euro, 550 Dolar değerine denk gelmektedir.) Macaristan'da işsizlik oranı ise %11 civarındadır. Özetlemek gerekirse Macaristan'da yaşam maliyeti göz önünde bulundurulduğunda ortalama bir ailenin asgari ücret ile geçinmesi mümkündür. Ancak kendine ait bir evi mevcutsa geçinebilirmektedir. Bunun haricinde geçinebilmesi pek de mümkün değildir. Çünkü ev kiraları 300 Euro'yu bulabilmektedir. Elektrik, su, market masrafı derken orada da yaşam koşulları burayı pek aratmamaktadır.
Gecemi burada sonlandırdıktan sonra artık eve dönüp eşyalarımı toplama vaktim gelmişti. Buradan ayrılma vaktim gelip çattığında içim bi buruklaştı. Bir anda sevdiğim yaşadığım şehri bırakıp bir yandan da sürekli yaşamak istediğim şehir olan Budapeşte'yi keşfettikten sonra hayattan beklentilerimi ve isteklerimi sorguladığım bir zaman dilimine girmiş bulundum. İçinde bulunduğum toplum neticesinde insanlara karşı fazla şüpheci yaklaşıp dikkatli olmaya çalışırken burada en ufak bir tereddüte kapılmadım. Çok güzel arkadaşlıklara sahip oldum, özgürlüğümün tadını çıkarttım ve müthiş anıları ardımda bıraktım. Biraz daha olgunlaştım, biraz daha kendime bir şeyler katıp sınırlarımın ötesinde davrandım. Eğer bunları şu yaşımda yapmıyor olsaydım içimde hep bir ukde kalacaktı. Bu sebeple 21 yaşımın en güzel anılarını bana yaşattığın için teşekkür ederim Budapeşte.
Evet her ne kadar kur farkından dolayı yurtdışı bizler için biraz hayal gibi gözükse de kendimizi geliştirebilmek adına fırsatlar yaratıp bu deneyimi yaşamalıyız. Hepimiz bunu hak etmiyor muyuz? En nihayetinde emek verip alın teri döküp güzel bir tatili hak etmeyi. Yeni bir yer keşfedip sevdiğimiz insanlara biriktirdiğimiz anıları anlatmayı. Ben de burada sevdiğim birkaç kişiye anılarımı anlatıyorum. Yetmişime geldiğimde bugünleri hatırlayıp gülümseyebilmek adına :)